***** Camlara- yerlere tükürüp bir güzel onları sıvama huyu çıktı bu aralar! *****
--"Hadi kızım uyuyalım artık, geç oldu, güzel rüyalar görelim"
Tabii önce ciddi bir direniş yaşıyoruz, ama -genelde saat 12 yi geçtikten sonra- küçük hanımın pili bitince ikna oluyor: --Hadi anne uyuyalım, güzel rüyalar görelim, rüyamızda balık görelim, yılan görelim:))
Balığı anladık da yılan kalsın di mi:))
*****
Akşamları babası genellikle eve geç geldiği için ona 1 saat kadar tafra yapıyor , babası çeşitli oyunlar vs ile gönlünü aldıktan sonra kuzucuk açılmaya başlıyor
Bir de şimdi babası yaklaşık 1 haftadır yurtdışında, bizim kız bu sebepten her zamankinden daha hırçın. Yumuşatmak için babasının aldığı hediyelerden bahsediyorum:
--"Kızım baban sana sürpriz hediyeler almış, ne almış olabilir?"
Yüzünde memnuniyet ifadesiyle:
--"Ne olabiliiir? Pasta da olabiliiiir eşek deee" !!! :))
*****
Haftasonu üzerinde kaymak için indirdiği koltuk minderleri işime yaradı(koltuk minderlerini eğimli koyup kaydırak yapıyor:)) : bir güneşlenme oyunu icad ettim, --"Kızım sen bunun üzerinde güneşlen, ben de ayak tırnaklarını keseyim, çok uzamış" dedim.Tabii küçük hanımı oyalamak için 10 sn de bir oyunu değiştirmem gerekti, --"Hadi kızım güneş kremi sür yüzüne" --"Şimdi de kollarına sür" --"Aaa bak bacaklarına sürmemişsin" Biraz daha oyalamak için --"Şimdi babaya da ver o da yanmasın güneşte" --"Şimdi de halaya" şeklinde başkalarını da oyuna dahil ederek tırnak kesme işini sağ salim bitirdim. Sonrasında babası küçük hanımı kucağına almak isteyince --"Baba alma benii, ben kremliyiim" şeklinde tepki gösterdi:))))
*******
Bunlar da kurban bayramında çektiğimiz köy fotoğrafları:
--"Yukarda ne var öyle?"
--"Aaa babiş portakal ağacına çıkmış" Üçü bir arada: Kuzucuk, babası ve muhteşem portakal ağacı:
***** Kızımız bu bayramı daha iyi idrak etti sanırım.
"Kızım bayrama gideceğiz, büyüklerin ellerini öpeceksin, bazıları para verecek, bazıları şeker verecek bazıları da sadece öpecek(;))" şeklince bayram ritüellerini anlattık. Bizim kız uzun süre bayramı "gidilecek bir yer adı" zannetti, "hadi dedenin elini öp" deyince " hayır bayrama gitmedik daha " şeklinde tepki gösterdi:))
Aşağıdaki fotoğraftaki kırmızı elbiseyi "bayramlık" namıyla aldık, o zamana kadar da giymemesini öğütledik, bayramın tatlı heyecanı-hatırası daha bir kalsın çocuk dimağında diye. Alışverişi yaparken çok olay çıkardı denemek istemedi, sonraki hafta gidişimizde bedenine göre 1 tane kalmıştı(2,5 yaşında ama 2 yaş kıyafetleri oluyor ancak), fotoğrafta güzelliği çok belli olmasa da onu küçük bir hanımefendi gibi gösteren ince pileli minik kareli bir elbise bu.
Bayramda giydikten sonra da çok sevdi, hatta köyde ahıra giderken bile giymek istedi, herhalde ineklerin bayramını kutlayacaktı afacan:)
***** Arka fonda kuzenler : İlk dikkat çeken Burak'ın Şeyda'ya yaptığı el hareketi olsa da aslında 1.liği hakeden "bacağında pantolon barındırmayan pehlivan" Fuat :)) Ondan sonra da kızıl saçlarıyla Talha.
***** Arkada traktör, önde anne-kız, tam köy ortamı, hava da çok güzeldi.
***** Aşağıdaki fotoğrafta kızımız vargücüyle ağaçtan mandalina koprmaya çalışıyor, bir gözü sinekler tarafından şişirilmiş. Zaten köyün sinekleri o kadar azgın ki yaz-kış, gece-gündüz dinlemiyorlar, cibinlik kullansak da bir şekilde yakalıyorlar bizi, özellikle de Asude'yi. Sanırım onları bu kadar semirten köydeki dere ve çeltik tarlaları.
Ha gayret!
*****
Bu fotoğrafta olduğundan büyük görünüyor sanki:
Burda da öyle. Bu arada saç şeklini pek beğenmedim ben de, halam gözüne gelmesin diye kakül kesmeye kalkışmış, bizim kız da rahat durmayınca eğri büğrü olmuuş. Kuaföre götürüp düzelttirdim ama ancak bu kadar oldu. Aslında kuaför yanlardan bu kadar almak zorunda kalmasaydı daha iyi dururdu.
Şimdilik işe gidip gelmeme itiraz etmiyor, ama akşam tüm enerjisini üzerimde yoğunlaştırarak acısını çıkarıyor sanki. Ayrıca ben yine de "acaba şu an belli edemiyor olabilir mi?, sonradan ortaya bazı problemler çıkabilir mi?" gibi endişelere kapılmaktan kendimi alamıyorum. Bizim kız bana yaptığı afacanlıkları evde ona bakan halama yapmıyordu ilk zamanlar, ama şimdi yüz-göz oldukça onu da epeyce yormaya başladı:)
****
Haftasonu "seni pazara götüreceğim" dedim, sonra acele gidip gelmem gerektiği için tek başıma gideyim diye düşündüm. Bunu bizim kıza izah etmeye çalışınca: --"Beni de götürecektin" diye itiraz etti, sonra da --"Anneler çocuklarını bırakıp giderler mi?" diye bir cümle kurdu! Bu cümle sitemden çok masumane bir soru cümlesi tarzındaydı sanırım, henüz sitem edecek kadar büyümedi:) Sonuçta hem küçük hanıma gönül alıcı açıklamalar yapılmaya çalışıldı, hem de pazara götürüldü:)
****
İşyerinin servisi yok, bu yüzden bana araba aldık, küçük yeşil bir şey, kızım ona "yeşil böcük"diyor, hatta haftasonu parka indiği zamanlar onu ziyaret ediyor:) İçtiği süt haftada 2-3 bardağı geçmese de lafta çok süt içip büyüyüp kendisi kullanacakmış arabayı:)
*****
Geçen gün alışveriş merkezinde dolaşırken çok güzel çocuk elbiseleri gördüm, kızıma bayramlık alayım diye düşündüm, ama giydirmek ne mümkün? Kıyameti kopardı, salya sümük ağladı, giymemek için direndi, sonuçta giydirmekten vazgeçtik!
*****
Çocuk blogları dünyasında çocuğun en önemli 7 özelliği konusunda sobelemeler yapılıyor,ben de kendi kendimi sobeleyeyim bari:) Asude'nin ilk anda aklıma gelen 7 özelliği:
1.Maaşallah konuşma gelişimi yaşına göre hep önce gidiyor, birşeyi izah ederek anlatınca da genellikle anlayış gösteriyor. Sütten kesme hikayemiz de ikna yoluyla olmuştu. Keşke tuvalet eğitimi konusunda da küçük hanımı ikna edebilsek, belki de zamanı gelmemiştir.
2.Yemek konusunda iştahsız olduğu kadar da muhalif, çok aç da olsa birisi "al canım bak aç ağzını, bu çok güzel" tarzı yaklaşırsa ve en sevdiği yiyeceği verse de yemiyor. Buna inatçılık + muhaliflik demek lazım herhalde.
3.Uyurken yatağında dairesel, sağa-sola, yukarı-aşağı şeklinde mümkün olan her türlü pozisyon değişikliğini ÇOK sıkça yaparak rekor kırar.
4.Müzik kulağı çok iyi, duyduğu müziği ilgiyle dinliyor, sözlerini öğrenmeye çalışıyor. --"Anne yandım yandım şarkısı vardı ya, ondan sonra ne söylüyor teyze?" türü sorularına çokça muhatap oluyorum.
5.Gözü kara ve bununla birlikte dengesini pek sağlayamadığı , kendisini korumasını çok iyi bilmediği için sık sık düşüyor, oraya buraya çarpıyor. Bu biraz da hafifliğinden olsa gerek, büyük biri yanından geçerken bile düşebiliyor. Bu da beni üzüyor tabii...
6.Beni oturuyor görmek onu çok rahatsız eder, "su" istemek en iyi numarasıdır, her fırsatta bu vesileyle beni kaldırır, işin ilginç tarafı her seferinde az da olsa mutlaka su içer. Ee belki çocuk gerçekten sık sık susuyordur diye düşünülebilir bu durumda, ama halamdan bütün gün hiç su istemiyormuş:) Beni geceleri bile bazen 7-8 keresu içmek için kaldırır.
7. Karanlıktan hala korkmuyor, ama değişik seslerden korkabiliyor. Geçenlerde arkadaşım Leyla'nın oğlu Yusuf ziya onu karanlık odaya kapatmış korksun diye, bizim kız bir süre odada kaldıktan sonra: --"Hadi Yusuf Ziya bi daha korkutmaca oynayalım" diye sesleniyordu ona:)
****
Sevdiği yiyecekler(bazen bunların da yüzüne bile bakmıyor, ama diğer yiyeceklere göre daha çok seviyor):
*.Yiyecekten sayılmaz ama favorisi şeker ve sakız. Çikolata ve diğer abur cuburları çok fazla aramaz ama şeker ve sakız için 1 saat ağlar. *.Salata(içinden kırmızı lahanalarını ve mısırlarını öncelikle seçer). Bizim kız diyet listelerindeki şeyleri seviyor genelde:) *.Tavuklu bulgur pilavı (Babam, rahmetli babaannem ve de ben de severim, içine bir de sarımsak ezilir bizde;)) *.Haşlanmış mısır, konservesi de makbul *.Balık. Aman nazar değmesin *.Kavrulmuş et *.İçli köfte *.Mantı
Bunun yanında maalesef : *süt-yoğurt-yumurta-sebze yemekleri gibi şeylerle pek arası yok. *Kahvaltılık malzemelerin hiçbirisinden fazla hazzetmediği için en problemli öğünü kahvaltı. Labneye çubuk kraker batırmak, yarışarak süt içirmek gibi yöntemlere başvursak da genellikle başarılı olamıyoruz. Bazen sütlü mısır gevreği isteyebiliyor, biz de hiçbirşey yememesindense iyidir diyerek yediriyoruz.
Yemekler konusunda ilgili olsun diye yemek adlarını, yemeğe konulan malzemeleri, hatta yapılışlarını bile öğrettim.O da bu bilgisini gerçek yemekler için değil, kendi oyuncak kaplarıyla yaptığı hayali yemekleri için kullanıyor:) Mutfakta ben yemek yapıyorsam küçük hanım genellikle kucağımdadır, --"Hadi anne göster, ne koydun içine?" diye sorar, birlikte karıştırırız yemekleri.
***** Geçenlerde mutfağa bir girdim, bizim kız yere suyu dökmüş, yalayarak içmeye çalışıyor, bütün sigortalarım attı, ama bu gibi durumlarda insan ne yapacağına karar veremiyor gerçekten, öfkemi mümkün olduğunca bastırmaya çalışıp yaptığının hatalı olduğunu anlatmaya çalışmaktan başka çarem yoktu.
*****
Çekmecelere girmek hala önemli zevklerinden, bir de boyutları buna müsait olunca aşağıdaki manzaraları sık sık yaşıyoruz:
***** 5 ay kadar öncesine ait bir fotoğraf, Abant'tan:
***** Eskiden bu tür oyuncaklardan korkardı, şimdi severek biniyor, hatta indiremiyoruz, genelde bir kaç tur üzerinde kalıyor:
***** Şekersever şeker:
***** Saklambaç en favori oyunlarından biri:
*****
Alışveriş sepetinde uyurken:
*****
Benimle birlikte namaza duruyor bazen kendince:
*****
Bilgisayarlar şimdilik çok tuşlu, çok ses çıkaran bir oyuncak onun için:
*****
Ayakkabı mağazalarına girip eline tek tek ayakkabıları alıp
--"Bu ne kadar?, Bu ne kadar?" diye fiyat soruyor, ben de 5-6 sorudan sonra satıcının tahammül sınırlarını daha fazla zorlamadan kaçırıyorum onu:)
Geçenlerde de bir ayakkabıcıda aldı fırçayı eline, bir güzel fırçaladı ayakkabıları:
*****
Muğla istikametine giderken yol üzerinde yemek yenen mekanlardan birinde ratladık aşağıdaki ağaç amcaya, eline de gerçek bir çay bardağı tutuşturmuşlar:
*****
Çukurambardaki evde (6 ay kadar önce) önünde minik pembe sofrası, "ekşimek otu" ve tavuk yerken:
*****
Tesbihat (Allah'ın isimleri) yaparken (Tabii çoğunu uyduruyor, ama ritim doğru):
Yarın işe başlıyorum! Asude'yi bugüne kadar en fazla birkaç saat bırakıp gittim o da sayılıdır. Bu sebeple kendimi kötü hissediyorum. Çalışma saatlerim 8:30-17:30 (Doğrusu İstanbul'daki çalışma saatlerimden çok daha insancıl görünüyor). İnşallah çalışma ortamım da iyi olur. Kızıma Fadime Halam bakacak, çok şükür onu yabancıya emanet etmek zorunda kalmadım, inşallah onunla iyi vakit geçirir. ** Uzmanlar çalışan anneye 2-2,5 yaşlarındaki çocuğuna akşam işten eve döneceğini, onu bırakmadığını hissettirecek şeyler yapmasını tavsiye ediyorlarmış. Ben de ona çok sevdiği şekerlerden aldım, sabah giderken 1 tane verip, 2. sini de akşam iş dönüşü vereceğimi söylemeyi düşünüyorum. Eğer çocuk 1 yaşındaysa annesinin uzun süreli yokluğunda ciddi korkuya kapılırmış, bu durumda da onun yatağına annesinin kokusunu hissettirecek şeyler (mesela geceliği) konulabilirmiş. ** Doğrusu ülkemizde -şartlarından dolayı - çalışmak da zor, onca yıl okuyup-çalışıp sonra ev hanımı olmak da zor. Birçok Avrupa ülkesinde olan part time çalışma kültürü bizde de olsa sanırım sorun büyük oranda çözülecek, ama şimdilik bu pek yaygın değil. Çocuğunun doğumuna kadar hayatı ya okumak ya da çalışmakla geçmiş olan bendeniz için de evde olmak kolay değildi doğrusu, kızımla vakit geçirmek harikaydı ama bitmeyen rutin ev işleri gibi şeyler de bunaltıyordu çoğu kez. Kızım 1 yaşına bastıktan sonra günde 3-4 saat part time çalışabilseydim belki daha az bunalırdım ama yine de ülkemiz şartlarında kızımı şu zamana kadar kendim büyütme bahtiyarlığına erişebildiğim için şükrediyorum, bu hep istediğim şeydi. Benim mesleğimde (bilgisayar mühendisliği) özgeçmişinizde 3 sene kadar bir boşluk varsa iş hayatına geri dönmeniz çok zor, çalışma kararı almamdaki en büyük sebep bu aslında. Bakalım Mevlam hayr etsin...
*****
--"Anne bu ne?" --"Spatula kızım, tavadakileri çevirmek için" --"Anne unuttun sen onu, o salata karıştırmak için" --???
*****
Değişik ağızlar, yöresel adlandırmalar hoşuna gidiyor, tabii bazılarını da anlamıyor.
--"Hacer Hala bana "hele bi öpiim seni" dedi" (Söylerken gülüyor) ** --"Hacer Hala'ya, bu ne?,dedim, "kurdele makarna" dedi" (Ben fiyonk makarna diye öğretmiştim bu yüzden ilgisini çekmiş, gülerek anlatıyor)
** Fadime Halam daha koyu bir yöresel konuşmaya sahip, bu yüzden birbirlerini sık sık yanlış anlıyorlar:) --"Fadik Hala annem nerde?" (Ona böyle hitap ediyor) --"Mutfakta" Ben o sırada yatak odasında ütü yapıyorum, yanıma gelip --"Anne, Fadik Hala seni parkta sanıyor" diyor gülerek:))
***** Onu kamera ya da fotoğraf makinasıyla hangi pozda çekmemi istediğini anlatıyor beden diliyle, mesela: --"Anne ayağını böyle yapan Asude'yi çek" diyor göstererek.
*****
İlk kez duyduğu bir kelime söylediğimde bazen şöyle tepki veriyor gülerek: --"Anne nerden öğrendin sen onu? Babamdan mı?" --:S
*****
Güzel havalarda kuzucuğu parka götürmeyi ihmal etmemeye çalıştım, özellikle hareket etsin direnç kazansın diye. Çünkü kolları bacakları incecik, kendisini hala çok koruyamıyor, yanından geçenin ufak bir dokunuşundan düşebiliyor, kaydıraktan tek başına kayamıyor, kafasını vuruyor vs. Kaydıraktan kayarken elini tutuyorum, o zamanda bazen statik elektrik yüzünden çarpılıyoruz. Artık bizim kız da çözümü öğrendi, elini uzatmadan önce hatırlatıyor: --"Anne ayakkabını çıkar, toprağa bas" :))
*****
Birbirine benzeyen şeyler için "arkadaşı" tabirini kullanıyor. --"Kızım kalpli çikolatadan ister misin?" --"Yedim ben, arkadaşını almıştım, yedim"
*****
Derdini rahatlıkla anlatabilen bir çocuk olmasına rağmen birçok şeyi ağlayarak isteme huyu belirdi, mesela bazen bir sakız için 1 saat ağlıyor, ben de yuttuğu için çok sık sakız vermek istemiyorum.Uzun süre ağlaması da canımı sıkıyor ama ağlayarak istediğin yaptırma huyu yerleşmesin diye dişimi sıkıyorum, dikkatini başka şeylere çekmeye çalışıyorum. O da çoğu kez benden koparamadığını gidip babasından, dedesinden vs koparmaya çalışıyor --"Babaa annem vermiyor, son kere sen veeer" gibi isteklerde bulunuyor.
*****
Son günlerde klozete sürekli birşeyler atıyor. Birkaç gün önce yeni aldığım boya kalemlerini, kalemliğini ve bir tomar tuvalet kağıdını klozete doldurmuştu. Kızdım ama işe yaramadı ertesi gün (buzdolabını açmasın diye kapağına taktığım) büyük bir tahta kaşığı alıp klozeti karıştırmış. Ben o sırada evde yoktum, işyerine vermem gereken belgeler toplamak için Asude'yi babaanne ve dedesine bırakıp çıkmıştım, babaannesi iş üstünde yakalamış bizim yumurcağı. İşin kötüsü banyonun kapısı dışardan kilitlenmiyor, sürekli bizim kızı kollamak gerekiyor.
Sık yazmayınca eskilerle yenileri karıştırmak durumunda kaldım. Bu en yenilerden, 2-3 günlük: Yusuf Ziya ve Asude kanapede uyuyakalmıştı:) Çok masum ve çok tatlılar. Yusuf Ziya benim üniversite hazırlıktan beri tanıdığım, yurtta birlikte kaldığım arkadaşım Leyla'nın oğlu. Leyla yıllardır İstanbul'da özel sektörde çalışıyordu, birkaç ay önce çiçeği burnunda memur olarak Ankara'ya atandı, şimdi aynı sitede yan apartman komşum:) Kaderin cilvesi. Aslında Leyla'la geçmişimiz de o kadar benzeşiyor ki, yurtta ilk tanışmamız da bu tevafuklar üzerine olmuştu.
*****
Kuzucuk gece kesinlikle üzerini örttürmüyor, bu sebeple ona fotoğraftaki tulumu aldık, bu şekilde en çok oynadığı oyuncakları olan ayıcıklara benziyor:) Bazen çok zor giydiriyoruz, çünkü tulumu giyince uyku zamanının geldiğini anlıyor, uyumak değil de oynamak istiyorsa kıyameti koparıyor. Biz de iyice daldıktan sonra giydiriyoruz. Uyku saatleri hala gece 12-1 civarında maalesef.
*****
Geçen ay gittiğimiz Dalyan'dan bir fotoğraf, arka fonda gölle denizi bağlayan nehir ve dağlara oyulmuş kaya mezarları var. Şehrin mezarlığı da bu kaya mezarlarının aşağısındaymış, mezarlıkta biten son yolculuk kayıkla yapıldığı için "imamın kayığına binmek" tabirinin buradan çıktığı söyleniyor.
*****
Bir sızmış Asude fotoğrafı daha. Genellikle soğuk betonda sızmayı sever ama bu sefer ince de olsa bir kilim var altında.
*****
Yeni taşındığımız sıralar İstanbul'dan arkadaşım Nurgül, eşi ve bebeleri Zerrin ve Dilem ziyaretimize gelmişti. Sadece 1 gün kaldıkları için çocuklar çok kaynaşamadılar ama yine de fena anlaşmadılar. Aşağıdaki fotoğraf Atatürk Orman Çiftliği'ndeki hayvanat bahçesinden.
Nurgül'le birikmiş onca konuşacak şeyimiz olmasına rağmen muhabbetimizin yüzde 99 u çocuklar üzerine idi. Anne olunca böyle oluyor demek ki.
***** 3 ay kadar öncesine ait Tuz Gölü fotoğrafları, buradaki yansıma çok güzel gerçekten, gökle deniz buluşmuş gibi. Bizim kız da bunun keyfini doyasıya çıkardı, bebekken tuzlanmamış olsa da 2 sene sonra kendi kendini tuzladı:))
*****
Bir sızıntı Asude daha, daha önce dediğim gibi hasta olacak diye korkup esirgemeye çalışsam da inatla çıplak zemine yatıyor uykusu gelince.
*****
Bunlar da taa 20 Haziran'a ait 2. doğumgünü fotoğraf ve videoları.
Ertesi gün taşınacağımız için evi toplamıştık, etrafta yığılı eşyalara rağmen yaptık doğumgünü kutlamamızı.
Uğurböcüklü pastasını kızım katologdan kendisi beğenmişti:)
Ablaları sağolsunlar birsürü balon şişirip doldurmuşlar odayı, kızım da onlarla doyasıya oynadı. Daha sonra onları bir ipe dizip duygusal bir de not yazıp ilk arkadaşı Erva'nın ailesinin kapısına astık, çünkü hepsi şehir dışındaydılar ve biz taşındıktan sonra döneceklerdi. Halam bir de bere örmüştü Erva'ya onu da kapılarındaki posta kutusuna koyduk. Seyahatten döndüklerinde kapılarında asılı bir yığın balonu ve Asude'nin ağzıyla yazılmış veda notunu görünce çok duygulanmışlar. Erva'nın kafasında beresi balonlarla oynarken fotoğrafını çekip cepten yollamışlar.
Ankara kalesi yakın zamana kadar pek iyi durumda değilmiş, ama artık otantik hoş bir mekana dönüştürülmüş, bizim gittiğimiz gün sokakta güzel bir canlı müzik ziyafeti vardı. Biz de ağır işçilik yaptık, yan gelip yatmadık:))
*****
Bizim kız çok komik saklambaç oynuyor, bazen sadece elleriyle yüzünü kapatıp
--"Hadi beni bulun"
diyor:)) Bazen de perdenin altına saklanıyor ama dizden aşağısı görünüyor, arka arkaya birkaç defa aynı yere saklanmakta mahsur görmüyor:))
Geçenlerde saklambaç oynarken uyuyakaldı:
*****
Mutfakta benimle birlikte yemek yapıyor kendince, ama benim fırını kullanmasa daha memnun olacağım herhalde.:)) Fırını fişe takmadan önce iyice kontrol etmem gerekiyor, içinden oyuncaklar, terlikler vs gibi birsürü şey çıkabiliyor!
Altı çıtçıtlı badisini üstten çıkarmış yemek yaparken:
*****
Uyku düzenimiz hala problemli, gece 12 den aşağı yatmıyor, gündüz de her zaman uyumuyor. Ama bazen aşağıdaki gibi sızdığı oluyor:
***** Geçen haftalarda 2 günlüğüne de olsa Dalyan ve Fethiye'ye gittik, yol yorucu da olsa değdi doğrusu. Dalyan Köyceğiz Gölü'yle denizin ilginç ve çok hoş bir coğrafi yapıyla birleştiği yerde kurulmuş çok huzurlu bir yer. Sazlıkların arasından tekneyle kavisler yaparak geçip denize ulaşıyorsunuz. Türkiye'nin birçok yerinde kar yağarken orada denize girdik. "Yavru Caretta" Dalyan''daki İztuzu plajında coşkuyla kumlarla oynadı. Burası Caretta Caretta'ların yumurtalarını bıraktığı yer:
Fethiye-Ölüdeniz: Dağ, orman, deniz hepsi bir arada:
Yavru carettanın suratı kuma bulanmış halde:
İztuzu plajının tekneyle ulaşılabilen kısmı:
Arkadaki yeşillikler tekneyle arasından geçerek İztuzu plajına ulaştığımız sazlıklar:
Dalyan'da göl kenarında sabah kahvaltısı. Oradaki dinginlik,sessizlik, güzellik gerçekten görülmeye değer:
Göl balık doluydu, aşağıdaki manzaraya tanık olmak için bir parça ekmek atmanız yeterli:
*****
Fethiye Kayaköy. Burası mübadeleden önce devasa bir köymüş, evlerin hiçbirisi diğerinin manzarasını ışığını kapatmıyor, yani tam İslami mimariye uygun yapılmış bir Rum köyü. Maalesef mübadeleyle birlikte burası ölüm sessizliğine bürünmüş, buranın bir parçası olan bu insanlar topraklarını, eşlerini dostlarını bırakıp gitmek zorunda kalmış...
***** Dönüş yolunda Pamukkale'ye uğradık, Pamukkale'yi aşağıdaki manzaradan ibaret sanırdım ama burası çok geniş bir alana yayılmış Roma şehir kalıntılarının yanında yer alan bir küçük bir bölge sadece.
Arayı kapatmak için şimdi buraya bol bol resim ve biraz da video koymak lazım. Videolar çok yer kapladığı ve yüklemesi uzun sürdüğü için bloğa çok fazla eklenemiyor. Bu sebeple bazı şeyleri anlatmak için videolar daha etkin olsalar da internet hızı ve kapasitesinin biraz daha artmasını beklemek durumundayız galiba. Video deyince kızımın videoları 4-5 ay önce silindi !!! Bu benim hala çok çok üzüldüğüm bir konu:(( Nasıl silindiği konusunda detaya girmek istemiyorum ama kurtarma faslı çok eziyetli oldu. Kurtarma dediysem aslında eski görüntülere kavuşmak mümkün görünmüyor, çünkü 10 gün boyunca çok çeşitli yöntemler denedim, söz konusu video olunca eski haline getirmek mümkün görünmüyor. Bir videoyu birbirini tamamlamayan 10-20 parça haline gelmiş buluyorsunuz bu yazılımlarla, örneğin kimisi 3. dakikadan ortada biryerlere kadar, kimisi 5. dakikadan sonlara yakın biryere kadar gibi. Birleştirmek pek mümkün görünmüyor:(( 30 GB lik kameradan o kadar çok bölük pörçük parça çıktı ki 150 ytl civarında para verip 500 GB lik hard disk almak gerekti. Bunları nasıl biraraya getireceğimi henüz kestiremediğim için hala dokunmuyorum, ama birleştirilebilir mi, parçaların tümü var mı bunlar da henüz meçhul konular. Kızımın ilk yürüyüşü, bebekliği, afacanlıkları, ilk dişleri gibi ilk 2 yıllık tüm anılarının bulunduğu kayıtlar gitti, çok üzgünüm çok....
Son 4 ayda 2. yazımız bu, ne çok özlemişim interneti ve özellikle de blog ortamlarını. Internet gerçekten de hayatımızın önemli bir parçası haline gelmiş, bunu iyice idrak ettim. Bu 4 ayda çok şey oldu hayatımızda, özellikle de kızımın gelişiminde, bunları sık sık yazmamak unutulmasına sebep oluyor, en kötüsü de bu. Bu sebeple aklıma gelenleri tarih sırasına bakmadan yazmaya çalışacağım.
***** Akrabalardan ve itiraf ediyorum bizzat benden gördüğü çocuk sevme metotlarını abartarak bize uyguluyor bizim yumurcak: kanı kaynadıkça yanaklarımızı sıkıyor(dişleri sıkarak ve şşş! sesi çıkararak) ya da kollarımızı ısırıyor --"Anne acıtmadan küçük saat yapacam!" diyor ama resmen koparıyor, babasının da benim de kollarımız morluklarla doldu. Nasıl vazgeçireceğiz bu küçük yaratığı bu Türk usulü sevme(!) alışkanlıklarından bilmem. ***** Dün akşam kuru incir sapı sokmuş burnuna, cımbızla zar zor çıkarabildik! Afacanlıklarının dozu artıyor yumurcağın. ***** 2 aydır kızımın hayatına "ceza" kavramı girdi! Ordan burdan duyduğu birkaç kötü(!) kelimeden birini kullandığında ya da bilinçli olarak afacanlıklarını sürdürdüğünde odasına gitme ya da sevdiği birşeyden mahrum olma cezası alıyor. Bunlar çok ciddi ölçüde uygulanmıyor tabii, örneğin oda cezası en fazla 5-6 dakikalık. Zaten onun açısından pek ceza sayılmaz çünkü süresi dolduğunda odasına gittğimde ya oyuncaklarıyla oynuyorken ya da dışarıyı seyrederken buluyorum küçük hanımı, hemen soruyor: --"Anne cezam bitti mi?" diye:)) Geçenlerde 1 bardak sütü görmediği için halıya dökünce -- "Anne odama gideyim mi? Ceza mı vereceksin?" diye sordu:)) Ben de bilmeden yaptığı şeyler için ceza almayacağını anlatmaya çalıştım. ***** Taşındığımız sitede daha çok erkek arkadaşı var kızımızın, bu sebeple damacana pompasını bacaklarının arasına alıp atçılık oynama ya da soğan patates sepetini bir oraya bir buraya sürüp robotçuluk oynama gibi yetenekler kazandı:PP *****
19
-
2002, Ortaköy-Beşiktaş, Çırağan Sarayı Önü
Sene 1997.
Aylardan ekim.
6 ay önce başlayan mirc hastalığı, yaz tatilinin ardından devam ediyor. Okul
açılmı...
-
Biz bu elden gider olduk
Kalanlara selam olsun..
Bizim için hayır dua
Kılanlara, selam olsun..
Mahzun Kuaybe söyler sözün,
Yaş doldurmuş iki gözün,
Bizi bil...
-
"Koyun da burada" dedikten sonra koyuna inek demiş!?
Mısıy mısıy da hamster hamster oluyor:)
Son sayfada ayı ve arı yanyana. İkisine de 'ayı' dediğini f...